Biyografi Gibi


“Sözlerimi geri alamam
Yazdığımı yeniden yazamam
Çaldığımı baştan çalamam
Bir daha geri dönemem”

Aylardan ağustos, yıllardan 1995…
Tarih çok önceleri…
Her şeyin, herkesin farklı olduğu dönemler
Eski kocaman kasetlerin içinde anılar
Görünenlerin çoğu ölmüş
Kalanlar yaşlanmış
Çocuklar büyümüş…
Üstünde büyük duran mavi bir tişörtle çocuk
Masum, sessiz, sevimli, sevilesi…

     Benim tarihimdeki ilk video görüntülerim… Yakın zamanda buldum, izledikçe şaşırıyorum, mutlu oluyorum... Bu zamana kadar en eski hareketli anılarımın 1998 Haziran’ında birinci sınıftayken sunuculuğunu yaptığım “Okuma Bayramı” olduğunu sanırdım… O zamanlar böyle deniyordu, ikide üçte müsamere oldu bunun adı…  Sessiz bir çocuktum ben, konuşmazdım pek; öğretmen beni sunucu yaptı; ama sesim çıkmıyordu, bir çare düşünmek gerekiyordu. Öğretmenle evlerimiz karşılıklıydı, ikimiz ellerimizde sunum metinleri, balkondan balkona okuduk sırayla, ilk seyircilerim belki de etraftaki komşulardı… İlk ve son kez takım elbise giydiğim zamanlar da o yıldı, sonra okul formasını saymazsak kimse sokamadı beni öyle şeylerin içine…
     İlkokul birde konuşmayan o çocuk zamanla açıldı, şimdi de kapanmak bilmiyor. Hâlâ bazı konularda çekingen olabiliyorum; ama sesim çıkıyor artık, tanımadığım insanlarla çok rahat konuşabiliyorum. Çünkü seviyorum insanları.
     Soda şişelerine su doldurdum ve onların seslerini keşfettim kendimce, asıl seslerini tutmayan notalarla şarkılar çaldım, ilk dinleyicilerimdi belki de ilkokuldaki sınıf arkadaşlarım… Amuderya ile Sirderya arasında Maveraünnehir vardı ve akılda da kalmıyordu, minicik bir besteyle söyledim, bütün sınıf öğrenmişti artık… Yazdığım ilk yazının “İlkyardım”la ilgili olduğunu hatırlıyorum, daha ilkokuldaydım, kafiye yapmaya çalışırken tekerlemeye dönmüştü yazım, kim bilir hangi çöplükte ya da kim bilir odamda hangi kâğıtlarımın arasında, bilmiyorum… İş Eğitimi derslerini severdim, sanatsal dersler sayılırdı… İpliklerden, mumlardan, kâğıtlardan, kontraplaktan… çok şeyler yaptım. Vazo, peçetelik, kalem kutusu, bir sürü süs eşyası… Hâlâ evde o zamanlardan kalma bir sürü anı, bir sürü emek, bir sürü çalışma durur, iyi ki atılmadılar… Ritim herkesin aşina olduğu bir şey, bir yerlere vurmuşuzdur ellerimizi, bir yerlerden müzik sesi gelirken… İlköğretimin daha birinci kademe zamanlarındaydım yine, bir arkadaş okula darbuka getirdi. Oynamak için istedim, çaldım, beğendiler… Bütün teneffüs ben çaldım darbukayı, ilk defa dokunmuştum bu oyuncağa, sevdim. Hatırlıyorum, arkadaş öğretmene “Engin güzel çalıyor öğretmenim, Çökertme’yi çaldı” demişti. Sonra ben darbuka istedim, ilk alınmadı, abim “İki günlük heves, birkaç gün çalar sonra bırakır” demişti; çünkü o gitarına öyle davranmıştı. Sonradan alındı bir darbuka, çaldım ve hâlâ da çalarım, sesi güzel çıkmasa da, basit bir darbuka da olsa, o benim ilk ritim oyuncağım… Gelecekte alacağım çok daha iyilerini… Müzik kesinlikle bambaşka bir şey… Müzik aleti çalabilenleri hep hayranlıkla izlerim… Keşke küçükken bu oyuncaklardan birinin kursuna gitseymişim ya da gönderilseymişim…
     Tiyatroyla tanışmam, ilk sahne deneyimimden bir yıl sonra, ikinci sınıfta… Gazete satan bir çocuğu oynuyordum… Ellerimde tutamadığım bir sürü gazete… O gazetelerin de bazıları artık yok, zaman çok geçmiş işte… Sonra birkaç tiyatro denemem daha oldu, iyi ya da kötü demiyorum; ama ben de tiyatro denilen bu kutsal uğraşıya emek verdim, ne mutlu bana! Umarım daha çıkabilirim o sahnelere…
     İlkyardım’la ilgili yazıdan sonra çok yazdım, birkaç yüz yazı olabilir, blog yazılarını da eklersem baya bir var. Bunlar için de iyi kötü demiyorum, vakit ayırdım ve yazdım, ben yazmayı seçtim ve kendimi ifade ederken de bunu kullandım. İlköğretimin ikinci kademesindeyken yazdım, lise için yapılan sınavla ilgili bile yazdığım yazılar var. Küçük oyun denemelerim de oldu bu dönemde. Lisedeyken farklı konularda çok yazmadım, yazılarımın çoğu eski bir tanıdık içindi. Ama lise zamanlarımda sınıf arkadaşlarımla Uğultu Gazetesi’ni yarattık ve bu gazeteyi senelerce idare ettim-Hâlâ da ediyorum. Gazetecilik merakım aslında küçüklüğüme dayanıyor, evde kendi kendime yapardım bir şeyler, olup bitenleri haber gibi yazardım, yedi sayı, yedi sayfa olmuştu herhalde. İki sayı da televizyonla ilgili gördüklerimi haber olarak yazmıştım, çok televizyon izlerdim küçükken, hâlâ da çok meraklıyımdır televizyon kültürüne. Sayısaldan benim olabileceğim bir bölüm yoktu, sevmezdim de zaten; ama sayısaldan mezun oldum lisede. Üniversitede okuduğum bölüme, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı’na, eşit ağırlık alanından girdim-Bölümümden memnunum. Ama sözelde olan Gazetecilik ve Radyo Sinema Televizyon bölümlerini de okumak isterdim… Ama bu ülkede gazeteciliğin okulunu okumadan da gazeteci olabiliyorsunuz, mezun olunca hanımlar için dekorasyon sayfaları yazabilirim gazetelerde:) (İç Mimarlık dediğimiz meslek asla ve asla Dekorasyon demek değildir.)
     Benim ilgi alanım geniş; ne yazık ki hepsini de az az yaşadım. Genel olarak “Her şeyin bir şeyini bilmek” hoş geliyor; ama “Bir şeyin her şeyini bilememek” de bana bazen üzücü geliyor. On yıllık gelecek planımda bu konu var, on sene sonra birkaç konu var ki onlarda çok iyi olacağım. Beni anlatan bu yazıların daha devamı  yazılacak; ilki bu oldu. Aynı zamanda blogumda kendimi tanıtan sayfada da bu yazı yer alacak. Ben buyum işte, sıradan bir adam; ama hayatına sanatı yerleştirmeye çalışacak kadar da sıra dışı olma gayretinde.
     Büyüyorum ve arkamda anılarım birikiyor…
11 Aralık 2011